Ana Sayfa EDEBİYAT 12 Nisan 2018 2239

İbrahim Kalın, “Her evde mutlaka bir kitaplık olmalı”

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, imkân ve kabiliyetleri çerçevesinde herkesin bir kütüphanesi olması gerektiğini belirterek, “Her evde mutlaka bir kitaplık olmalı, kitapsız ev olmamalı diye düşünüyorum. İçinde kitap olmayan ev, bana her zaman çok boş, manadan, heyecandan, serüvenden, hikâyeden yoksun bir mekân gibi gelir.”

Basın Yayın Birliği ile Öncü Eğitimciler Derneği, Okuma Kültürü Çalıştayı düzenledi; Çalıştay, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül, İstanbul Millî Eğitim Müdürü Ömer Faruk Yelkenci, Basın Yayın Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Çalıştay Başkanı Dr. Melike Gündüz’ün açılış konuşmasıyla başladı.

Açılış konuşmalarından sonra “Okuma Kültürü Çalıştayı” kapsamında Millî Eğitim Bakanlığı ve Turizm ve Kültür bakanlığı yapmış Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı moderatörlüğünde bir panel gerçekleştirildi.

Panele; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Baş Danışmanı Prof. Dr. Ayşen Gürcan, Sakarya Milletvekili Prof. Dr. Mustafa İsen, Siyaset Bilimci Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün ve Gazeteci Yazar Beşir Ayvazoğlu konuşmacı olarak katıldı.

“KİTAP OKUMAK BİR HOBİ DEĞİLDİR, ASLİ BİR EYLEMDİR”

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, paneldeki konuşmasında, insanın yeryüzündeki varlığını anlamlandırması için yapabileceği en önemli eylemlerden birinin “okumak” olduğunu dile getirerek, “Okumak, hayat yolculuğunda yanımıza almamız gereken en önemli azıklardan bir tanesi. Hayatımızı anlamlandırmak için atmamız gereken, yapabileceğimiz en önemli eylemlerden birisidir.” ifadelerini kullandı.

Her okuma, anlamlandırma eyleminin aynı zamanda bir keşif eylemi olduğunu ifade eden Kalın, şöyle devam etti:

“Okuma eylemi bizi insan yapan temel özelliklerden bir tanesi. Bu manada okumaya bir hobi, bir boş vakit geçirme eylemi olarak bakmamak gerekir. ´Vakit bulursam okurum´ ya da ´Boş vakitlerimde kitap okuyorum´ gibi değerlendirmeler yerine tam tersine ´Kitap okumak için vakit ayırıyorum ki hayatımın diğer alanları nitelik kazansın, ona bir kalite gelsin, yaptığım diğer işlere bir katkısı olsun´ diye değerlendirmemiz gerekiyor. Bazen bana gelen CV´lere baktığım zaman hobileriniz bölümünde ´Kitap okuma´ dediği zaman oradan 10 puan kırıyorum o kişiyle ilgili. Kitap okumak bir hobi değildir, asli bir eylemdir. Müziği de bir eğlence olarak değerlendirdiğiniz zaman ona haksızlık edersiniz. Müzik insanın ruhunu, gönül dünyasını, akıl dünyasını besleyen bir eylemdir, bir katkı, bir değerdir. Müziğe hobi diyerek, eğlence diyerek onu küçültmek yakışık almaz.”

Kalın, herkesin hayatında mutlaka bir okuma disiplini olması ve okumanın insanı bugüne, yarına hazırlayan, varlığı yarına taşıyabilecek bir eylemler bütünü olarak görülmesi gerektiğini belirtti.

İstenilen noktaya ulaşmak için kullanılan enstrümanların da iyi olması gerektiğini vurgulayan Kalın, şunları anlattı:

“Bizim eğitim sistemimizde de maalesef sadece okuma noktasında değil, yazma ve yazdırma noktasında da almamız gereken ciddi mesafeler var. Yurt dışında öğretim üyeliği yaparken, öğrencilere ödevler, dönem ödevleri veriyorduk. Kabaca bir hesap yapmıştım o zaman, ABD´de ortalama bir üniversite öğrencisi 4 yıl boyunca müfredatın gereği olarak 600-700, bazı durumlarda 800-900 kitap okuyor, okumak zorunda. Bundan daha önemlisi, toplamda yazdığı ödevlerin yekünü 2 bin sayfadan fazla tutuyor. 4 yıllık bir üniversiteyi bitiren bir öğrenci, A4 kağıdıyla 2 bin sayfalık ödevler bütünü yazmak zorunda. 2 bin sayfa yazı yazmak demek 1-2 kitap yazmak gibi bir şeydir. Bu, kendimizi ifade etme noktasında imkân ve kabiliyetlerimizi geliştirmemiz açısından önemli.

Biz hala Türkçe´nin hem okuma hem yazma anlamında imkânlarını yeteri kadar keşfedebilmiş değiliz. Kullandığımız kelimelerin sayısı belirli. Hâlbuki Türkçe´nin imkânlarını hak ettiği şekilde kullanmayı başarabilsek, hem okuma kültürümüzün hem yazı kültürümüzün çok ciddi şekilde ilerleyeceğini çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Dilde yaşadığımız fakirleşme, bizim zihin, ufuk, gönül, akıl dünyasında yaşadığımız fakirleşmeyle atbaşı gidiyor. Zihin ve akıl dünyamızda, tasavvur dünyamızda fakirleştiğimiz oranda da dilimizin imkân ve kabiliyetleri giderek köreliyor, bunları daha fazla kaybetmeye başlıyoruz. Hâlbuki bunun için özel çabamızın olması lazım. Bu da ancak ciddi okuma yaparak, ciddi okur profilleri oluşturarak, yazmayı ihmal etmeyerek elde edebileceğimiz bir neticedir.”

“HER EVDE MUTLAKA BİR KİTAPLIK OLMALI”

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, imkân ve kabiliyetleri çerçevesinde herkesin bir kütüphanesi olması gerektiğini belirterek, “Her evde mutlaka bir kitaplık olmalı, kitapsız ev olmamalı diye düşünüyorum. İçinde kitap olmayan ev, bana her zaman çok boş, manadan, heyecandan, serüvenden, hikâyeden yoksun bir mekân gibi gelir. Ev istediği kadar büyük, lüks olsun, semti neresi olursa olsun, kitap barındırmayan bir ev bana hep çok kuru bir mekân olarak gelmiştir.” diye konuştu.

Türkiye´de son yıllarda kütüphanelerle ilgili önemli mesafeler alındığına değinen Kalın, binin üzerinde kütüphanenin ülkenin dört bir yanında çalıştığını ancak bunun yeterli olmadığını söyledi.

Kalın, “Türkiye gibi dinamik bir ülkede bin değil, binlerce belki 10 binlerce kütüphanenin olması gerekiyor. Öyle 40 bin, 50 bin, 60 bin kitaplı kütüphanelerin değil, milyonlarla anılan birçok kütüphanenin olması gerekiyor. Genel okuyucuya hitap eden kütüphanelerin yanında ihtisas kütüphanelerinin, araştırma kütüphanelerinin olması gerekiyor.” dedi.

“ŞU ANA KADAR ÇOK ÖNEMLİ KOLEKSİYONLARI DA CUMHURBAŞKANLIĞI KÜTÜPHANESİ´NE KAZANDIRDIK”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan´ın talimatıyla 2 yıl önce Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi kurulması için yola çıkıldığını hatırlatan Kalın, şöyle konuştu:

“İnşallah önümüzdeki yıl bu zamanlar Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi tamamlanmış ve hizmete açılmış olacak. Yaklaşık 130 bin metrekare kapalı alana sahip, 5 milyon üstü kitap kapasitesi olacak bir Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi inşa ediliyor. Burası 24 saat açık olacak. Her yaş grubundan okuyucuya hitap edecek. Hatta öyle bir çalışma yapıldı ki orada 5-10 yaş grubu, 10-15 yaş grubu ve 17-18 grubu için yaşlılar için ayrı kitap bölümleri var. Herkes girip bir yerde dolanmayacak, kendi bölümlerinde de istedikleri zaman kitaplarını okuyabilecek, sohbet edebilecekler. Nadir eserler bölümümüz çok zengin. Şu ana kadar çok önemli koleksiyonları da Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi´ne kazandırdık. Bugün itibarıyla envanterimiz yaklaşık 1,2 milyona ulaştı. İnşallah önümüzdeki yıl kütüphanenin açılışıyla birlikte bu rakamı 1,5 milyona doğru zorlayacağız. Asıl önemlisi, Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi´nin hem Türkiye´de kütüphanecilik standartlarına yeni bir boyut katacağını hem de okuma yazma kültürümüzü inşallah bir üst seviyeye taşıyacak imkânları sunacağını düşünüyorum. Çünkü orası hem bir genel okuyucu kütüphanesi aynı zamanda bir araştırma kütüphanesi olacak.”

“BİZ HİKÂYESİ VE MASALLARI OLAN BİR MİLLETİZ”

Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi´nin, okuma faaliyetleri, yazar konuşmaları, kitap sohbetleri, sergiler gibi etkinliklerle Türkiye´de okuma ve yazma kültürüne ciddi katkı sağlayacağını dile getirerek, “Bu kütüphanenin hikâyesi de bir anlamda bizim yaşadığımız hikâyenin bir parçası. 50-100 yıl sonra yazıldığı, anlatıldığı zaman bugünlerde iç politikada, dış politikada, bölgede, dünyada yaşadıklarımızla paralel şekilde bu kütüphanenin hikâyesi de yazılacak. Biz hikâyesi ve masalları olan bir milletiz. Biz, hikâyelerimizi ve masallarımızı unutmaya başladık. Unuttuğumuz için de başkalarının masalları, hikâyeleri üzerinden kendi serüvenimizi anlamaya ve insanlığın yeryüzündeki hikâyesini anlamlandırmaya çalışıyoruz. Hâlbuki o kadar zengin birikimimiz, kültürümüz, mirasımız var ki bunu yaşayan, canlı bir gelenek haline getirmek sorumluluğu da bize ait. Biz kendi masallarımızı, hikâyelerimizi hatırlayabilirsek, bunları yeniden anlatmayı becerebilirsek, başkalarının hikâyelerini elbette bir zenginlik olarak görür ve değerlendiririz, ama kendimizi başkalarının aynasında görme garabetinden de en kısa zamanda kurtuluruz.” diye konuştu.

“SON 5 YILDA ÜYE SAYIMIZ 2,5 KAT ARTARAK 2 MİLYONU AŞTI”

Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül, okumayan bir toplum algısının aksine son yıllarda kütüphaneye giden okuyucu ve üye sayısında önemli artış olduğunu belirterek, “Son 5 yılda üye sayımız 2,5 kat artarak 2 milyonu aştı.” dedi.

Gül, Basın Yayın Birliği ve Öncü Eğitimciler Derneği´nin düzenlediği “Okuma Kültürü Çalıştayı”nın açılışında yaptığı konuşmada, okumanın nitelikli bir yaşamın en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edildiğini söyledi.

Kütüphaneciliğin, bakanlığın temel faaliyet ve görev alanlarından biri olduğuna değinen Gül, kitapla birlikte teknolojik gelişmelerin kıskacında olan kütüphanelerin, insanla birlikte var olmaya devam edeceğini söyledi.

Gül, okuma alışkanlığının yaygınlaştırılması ve kütüphane hizmetlerinin niteliğinin artırılmasına yönelik çalışmaların bakanlığın öncelikleri arasında yer aldığını belirterek, şu bilgileri verdi:

“Bakanlığımızca 2012´de başlatılan çocuk ve halk kütüphanelerini iyileştirme projesi kapsamında toplam 432 kütüphane yeniden inşa edilmek, yapılandırılmak ve onarımdan geçirilmek suretiyle yaşayan kütüphane yaklaşımıyla hizmete sunulmuş olup, çalışmalarımız devam etmektedir. Vatandaşlarımızın kütüphanelerden daha fazla faydalanmasını sağlamak amacıyla 112 kütüphanemiz okuyucularımıza mesai saatleri dışında da hizmet vermektedir. 2017 Kasım ayı itibarıyla 100 kütüphanede 17 bin e-kitap ücretsiz olarak hizmete sunuldu. Okumayan bir toplum olduğumuza dair genel algının aksine son yıllarda kütüphanelerimize gelen okuyucu ve üye sayısında önemli artış oldu. Son 5 yılda üye sayımız 2,5 kat artarak 2 milyonu aştı.”

“SÖZLÜK ÖZGÜRLÜKTÜR PROJESİ”

Ne okumalı? Niçin okumalı? Nasıl okumalı? Soruları üzerine günümüze kadar çokça kafa yorulduğuna ve bu işe fikir çilesi olanların çok güzel şeyler söylediğine değinerek sözlerine başlayan İstanbul Millî Eğitim Müdürü Ömer Faruk Yelkenci, “Bunu çok iyi bilen münevverleri olan bir toplum olmamıza rağmen biz okuma alışkanlığımızı bir türlü edinemedik, edinemiyoruz. Bunun çokça sebebi var elbette. Yapılan çalıştaylarla bu sorulara cevap aranıyor” dedi.

100 öğrenci ve 55 öğretmenle beraber bir ön çalıştay yapıldığında öğrencilerin verdiği cevapların ne kadar etkili olduğunu hep beraber müşahade ettiklerini dile getiren Millî Eğitim Müdürü Yelkenci, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu soruların cevabının önemli olduğu veya bu soruları sormalarının önemli olduğunu düşünmekle beraber, ben bir yönetici olarak ‘Ne yapmalıyız?’ sorusunu kendime sorduğumda karşıma bir sürü cevap çıkıyor. Bununla beraber okuma alışkanlığımızı geliştirme noktasında da bir projemizden kısaca bahsetmek istiyorum. Sözlük Özgürlüktür Projemiz; kitap okuma alışkanlığımızı, okuma kültürünü geliştirmek üzere ortaya konulmuş bir projedir. Biraz Cemil Meriç’ten mülhem biraz da İkbal’den mülhem, İkbal diyor ki: ‘Ne kadar yaratıcı düşünürseniz o kadar özgürleşirsiniz.’ Bunu tamamlayacak olursanız ne kadar özgürseniz o kadar yaratıcı düşünürsünüz diye biliriz.”

“BÜTÜN DERSLER İÇİN KİTAP YAZMAK DURUMUNDA DEĞİLİZ”

Ne kadar sözünüz varsa, ne kadar kelimeniz varsa o kadar geniş düşünürsünüz; ne kadar geniş düşünürseniz o kadar özgürsünüz diyerek konuşmasına devam eden Yelkenci, şunları kaydetti:

“Temel amacı sözlük okuma eylemini kazandırmak olan bu projemiz, kısa sürede 6200 öğretmenin sahiplenmesiyle çok güçlü bir şekilde ortaya çıktı. Bu ve benzer projelerin sahada yapılmasının çok önemli olduğunu ve çok katkı sunacağını düşünüyorum ama Sayın Bakanlarım önümüzde çok büyük duvarlar var. Her ne kadar güzel şeyler yaparsanız yapın ne kadar mesafe kat ederseniz edin geliyorsunuz bir yerde kalıyorsunuz. Çok çeşitli öneriler sunulabilir. Bir misal olarak okullarımızda özellikle lise seviyesinde bütün derslerin kitabı olması zorunda değil. Bütün dersler için kitap yazmak durumunda değiliz. Miğfer derslerin ışığında, temel derslerin dışında şunu yapabiliriz: Belli bir müfredat üzerinden kitapları öğretmenler öğrencilere seçtirebilirler. Öyle bir durumla karşı karşıyayız ki öğrenciler belli bir sınıftan sonra kitap okumayı bırakıyorlar.”

“EĞİTİM SİSTEMİNİ DOMİNE EDEN YÜKSEK ÖĞRETİME GEÇİŞTEKİ SINAVDIR”

  1. sınıfa kadar öğrencilerin okuduğu kitapların giderek arttığını, bu sınıf seviyesine geldikleri zaman ise okunan kitapların sayısının azaldığını belirten Yelkenci, sözlerini şöyle tamamladı:

“ Bunu Bingöl’den gelen ve Çapa Fen Lisesini kazanan öğrencimizde görüyoruz. Kitap okumamış ama Çapa Fen Lisesini kazanabilmiş. Videoda son çocuğumuzun söylediği gibi sınav merkezli bir eğitim sistemine sahip olmamız, kitap okumanın önündeki en büyük engel olarak karşımızda duruyor. Sayın Bakanım Nabi Avcı ile Bakanlık’ta kendisiyle çalışırken bu konuda girişimimiz olmuştu. Eğitim sistemini domine eden yüksek öğretime geçişteki sınavdır. Bu konu halledilmedikçe hem öğrencilerimizin okuma alışkanlıklarını hem de başka birçok sıkıntıyı konuşmaya devam edeceğiz. Tekrar çalıştayımızın hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum.”

 

selyus