Ana Sayfa YAŞAM 4 Eylül 2018 4449

Feyzioğlu, “Yargıya siyasetin etkisi var”

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, “Mevcut anayasal düzenlemede, aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olan Cumhurbaşkanının, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamakla görevli olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun üyelerinin önemli bir kısmını tek başına, kalan kısmını da TBMM aracılığıyla ataması, maalesef yargıyı siyasetin etkisine açmış durumdadır.”

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, 2018-2019 Adli Yılı açılışı nedeniyle basın toplantısı düzenledi. Feyzioğlu, açıklamasında şunları söyledi:

“Değerli basın mensupları,

Yeni adli yılın avukatlara, hâkimlere, savcılara, tüm hukukçulara, adliye emekçilerine ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum.

Görevi başında ya da görevi sebebiyle şehit düşmüş olanlar başta olmak üzere hayatlarını kaybetmiş tüm yargı mensuplarını rahmetle anıyorum.

Sizlerin aracılığıyla meslektaşlarımı ve tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

İsterdik ki yargının üç kurucu unsurundan biri olan savunmanın temsilcisi olarak bu konuşmayı, Yargıtay’ımızla birlikte düzenlediğimiz ortak toplantıda yapabilmiş olsaydık. Bunu yapabilmiş olsaydık, yargıyı güvenilir kılma yolunda önemli bir adımı atmış olurduk. Bu, dünyaya da etkili bir mesaj olurdu.

Sözlerime başlarken, her zaman ifade ettiğimiz bir hususu tekrarlamakta fayda görüyorum. Bugüne yönelik eleştirilerimiz, dünün yanlışlarını ve özellikle canımız pahasına ilk günden beri mücadele ettiğimiz paralel şebekenin emrindeki bir kısım hâkim ve savcı cübbeli militanın ihanetini unutturmaya yönelik asla değildir.

Amacımız, hangi etnik kökenden, mezhepten, inançtan, dilden, cinsel kimlikten olursa olsun 81 milyon vatandaşımızı adalet paydasında kucaklaştırmaktır. Türkiye’nin birliği, beraberliği, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve refahı ancak bu şekilde korunabilir.

Güvenilir yargının vazgeçilmez koşullarından biri etkili bir savunma gücünün varlığıdır.

Ülkemizin on binlerce namuslu, çalışkan, fedakâr, bilgili avukatı, hâkimi ve savcısı vardır. Büyük Atatürk’ün dediği gibi, adalet mülkün, yani devletin temelidir. Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de adalet savaşçılarının omuzları üzerinde durmaktadır. Ancak Anayasamız; yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını ve güvenilirliğini sistemsel olarak sağlamaktan uzaktır.

Biz, kürsüde siyaset yapan hâkim ve savcı istemiyoruz. Biz, siyasetin yönlendirmesine açık hâkim ve savcı da istemiyoruz. Yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının anayasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini söylüyoruz. Bu hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dikkatine sunmayı bir görev biliyoruz. Bunu, ülkemizin bekası adına yapıyoruz.

Mevcut anayasal düzenlemede, aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olan Cumhurbaşkanının, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamakla görevli olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun üyelerinin önemli bir kısmını tek başına, kalan kısmını da TBMM aracılığıyla ataması, maalesef yargıyı siyasetin etkisine açmış durumdadır.

Hâkim ve savcılarımızı güvenceden yoksun bırakan bu yanlış düzenleme, vatandaşlarımızın da hukuk güvencesinin altını boşaltmaktadır.

Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ancak kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanmasıyla hayata geçirilebilir. Anayasa değişikliği sonrasında gelen yeni yönetim sistemi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve yargı bağımsızlığının sağlanmasını daha da önemli hale getirmiştir. Bu husus, Sayın Yargıtay Başkanımızın bugünkü adli yıl açış konuşmasında da açıkça ifade edilmiştir.

Yargıya duyulan güvenin yüzde 20’ler seviyesine düşmüş olması, ülkemizin ve milletimizin yaşamsal menfaatleri açısından açık ve yakın bir tehlikeye işaret etmektedir.

Türkiye Barolar Birliği hiçbir zaman, hiçbir siyasi partinin arka ya da ön bahçesi olmamıştır, olmayacaktır. Bizim bu tehlikeyi Türk Milleti’nin bilgisine sunmamız, asla bir parti siyaseti olarak düşünülemez. Milletimizin geleceğini ve refahını koruma mücadelesi veriyoruz.

Biz, daima, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kayıtsız şartsız yanında olduk. Devletimizin arkasında her zaman dimdik durduk. Bununla gurur duyuyoruz. Siyasi iktidarlar geçici, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kalıcıdır. Bu duruşumuzu anlamayanların, devlet ve siyasi parti ayrımı yapmayı bilmeyenlerin yıkıcı sözlerinin, bizim ve Türk Milleti’nin gözünde hiçbir değeri yoktur.

Bu çerçevede, yabancı devletlerin yargısal bir konuda Cumhurbaşkanımızı ya da bakanlarımızı tehdit eden saygısız girişimlerini devletimizi tehdit olarak gördüğümüzü ve asla kabul etmediğimizi bir kez daha tüm dünyanın bilgisine sunuyoruz. Fakat yargıyı siyasetin etkisine açan mevcut anayasal düzenleme, bu saygısızlıklara mazeret oluşturmaktadır. Bu gerçeğin, Milletimiz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bilinmesini zorunlu görüyoruz.

Öte yandan yargının siyasetin etkisine açık hale getirilmesi, hukuki uyuşmazlıklarda avukat yerine iş takipçisi aranması gibi kabul edilemez bir sonuç doğurmaktadır. Avukatın emeğinin giderek değerini yitirmesi, yargıya duyulan güvenin azalmasıyla doğrudan ilgilidir. Mesleğimizin bazı mensuplarının, bu tehlikeye işaret etmemizi mesleki bir sorunun dile getirilmesi olarak görmemesi düşündürücüdür. Bu tavır, iş takipçiliği kaygısıyla değilse, ancak hukuk fakültelerindeki eğitim öğretim kalitesindeki düşüşle izah edilebilir.

Ülkemiz ekonomik açıdan sıkıntılı bir sürecin içindedir. Türk Lirası, uluslararası geçerliliği olan yabancı paralar karşısında çok hızlı değer kaybetmektedir. Söz konusu olumsuz gelişmelere karşı Maliye, İçişleri, Ticaret ve Adalet Bakanlarımızca çeşitli yapısal reformlardan söz edilmektedir. Yargıyı bağımsız, tarafsız ve güvenilir kılmayan hiçbir düzenleme, yapısal da değildir, reform da değildir. Kalıcı olumlu sonuçlar da doğurmaz. Üretmek zorundayız. Tükettiğimizden daha çok üretmek zorundayız. Dışarıdan aldığımızdan daha çoğunu dışarıya satmak zorundayız. Bunun için yerli ve yabancı yatırıma ihtiyacımız var. Hukukuna ve adaletine güven duyulmayan bir ülkeye yatırımcı gelmez, fabrika açılmaz.

Özet olarak şunu söylüyorum:

Yargıyı güvenilir kılmadan dövizi düşüremezsiniz. Hayat pahalılığını önleyemezsiniz. İşsizliği çözemezsiniz. Layık olanın layık olduğu göreve geldiği bir sistemi kuramazsınız. Refahı sağlayamazsınız. Evlatlarımıza parlak bir gelecek inşa edemezsiniz. Başka toplumların toplumumuzu sömürmesini önleyemezsiniz. Çağdaş uygarlık seviyesini yakalayamazsınız.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” demek tek başına yetmiyor. “İnsanı, yargının adaletine güvenerek yaşat ki devlet de yaşasın” dememiz gerekiyor. Yargısı, vatandaşını güven içinde yaşatamayan devletler, ayakta kalamazlar. Çünkü devletlerin sarsılmayan temelini adalet teşkil eder.

En temel mesleki sorunumuz yargının güvenilirliğini sağlamak ve böylece vatandaşımızın canını yakan keyfilikleri önlemektir. Görevini adalet aşkıyla yapan on binlerce avukat, hâkim ve savcımıza büyük bir haksızlık teşkil eden “iş takipçisi-nüfuzlu tanıdık” arayışına yönelimi ortadan kaldırmaktır. Ancak kuşkusuz sorunumuz bundan ibaret değildir. Sorunlarımız; vatandaşımızın adalete erişimini engelleyecek ve tüm avukatları boğacak hale gelmiştir.

Bu çerçevede;

Avukatlık stajına kabul ve avukat sıfatını kazanma, tüm çağdaş ülkelerde olduğu üzere sınava bağlanmalıdır.

Hukuk fakültelerinin eğitim-öğretim kalitesi muhakkak surette artırılmalıdır. Kontenjanları düşürülmelidir. Yeni hukuk fakültesi uzun yıllar açılmamalıdır.

Sayılar, sorunun büyüklüğünü göstermek için yeterlidir. Yaklaşık 120 bin kayıtlı avukat vardır. Stajyer avukat sayımız ortalama 15 bindir. Hukuk fakültelerinde 70 bin civarında öğrenci bulunmaktadır. Beş yıl sonra avukat sayısı 200 bini bulacaktır. Türkiye ekonomisi ise beş yılda yüzde 50 büyümeyecektir.

Mahkeme kalemlerinde, noterlik dairelerinde, banka şubelerinde, tapu dairelerinde hukuk fakültesi mezunları için belirli sayıda kadronun ayrılması hem uyuşmazlıkları önleyecek hem plansız programsız açılan hukuk fakültelerinin işsiz mezunlarına iş imkânı yaratacaktır.

Sanki ülkemizde yeteri kadar hukuk fakültesi mezunu yokmuş gibi idare mahkemesi hâkimlerinin herhangi bir fakülte mezunu olmasına izin veren düzenleme, hem mesleğimiz hem vatandaşlarımızın hukuki güvenliği açısından vahimdir.

Aynı gerekçeyle, ceza uyuşmazlıklarında hukukçu olmayanların uzlaştırmacı yapılması yanlıştır. Devlet memurlarının, örneğin adliye personelinin uzlaştırıcı olarak görevlendirilmesine izin veren uygulama ise Devlet Memurları Kanununa açıkça aykırıdır.

Avukatsız arabuluculuğu teşvik eden yaklaşım, temelden hatalıdır. Arabuluculuk kurumuna en büyük zararı vermektedir. İş uyuşmazlıklarında dava şartı haline getirilmiş arabuluculuk, avukatın yardımından mahrum bırakılan işçilerin alın terine haksızlıktır. Her talep eden işçiye barolar tarafından maddi durum araştırması yapılmaksızın adli yardım faslından avukat görevlendirilmesi mümkün hale getirilmelidir. Bunun için Baroların adli yardım bütçesi de, yeterli kaynak aktarılarak bu yardımı karşılayacak imkâna kavuşturulmalıdır.

İlk derece hâkimlerinin kıdem ortalaması üç yıl civarında iken, avukatları bilirkişilik yapmaktan alıkoyan düzenleme, adalet hizmetinin kalitesini düşürmektedir.

Görev yerlerinin sürekli olarak değiştirilmesi, hâkimlerin dosyalarına hakim olmalarını önlemektedir.

Hâkim ve savcı adaylarının mülakatları kamerayla kaydedilmelidir. Her türlü şaibenin önüne geçilmelidir. Bir paralel yapıdan kurtarmak için mücadele verdiğimiz yargının, başka potansiyel paralel yapıların eline geçmesine izin verilmemelidir.

Adil yargılanma hakkını özellikle maddi durumu elverişli olmayan vatandaşlarımız için sağlamaya yönelik olan ve işkence iddialarının önüne geçilmesi açısından vazgeçilmez önemde bulunan CMK avukatlığında öngörülen ücretler trajik düzeyde düşüktür.

Sosyal devlet ilkesini ete kemiğe büründüren adli yardım hizmetinin karşılığının bir, bir buçuk yıl geriden ödenebilir durumda olması da çok büyük bir sorundur.

Avukatlık ücretlerine uygulanan KDV’nin düşürülmesi, vatandaşın etkili bir adalet hizmeti almasını sağlayacaktır. CMK ve adli yardım hizmetlerinde ise KDV kaldırılmalıdır.

Kamuda çalışan avukatların ek göstergeleri hâkimlerle eşit hale getirilmelidir. Avukatların emeklilik hakları da hâkimlerle eşit olmalıdır.

Adliyelerin yönetiminde görevli olan komisyonlarda baro başkanlarının da yer alması, yönetimi kolaylaştıracaktır. Mesleğin icrasında karşılaşılan iletişim kaynaklı sorunların da önüne geçecektir. Bu şekilde adliyelerde görev yapan ve adliyeden hizmet bekleyen herkesin daha mutlu olması sağlanabilecektir.

Avukatlara yönelik fiziksel saldırıların giderek artması endişe vericidir. Şiddet kültürünün gelişmesi mutlaka önlenmelidir. Emniyet mensuplarımız, savcılarımız ve hâkimlerimiz avukatlara yönelik saldırıların yargı mensuplarına yönelik saldırılar olduğunu unutmamalıdır.

Yargının hızlanması için avukatların TAKBİS, MERNİS ve SGK kayıtlarına ulaşabilmesi sağlanmalıdır. Bu konuda barolarımız ve Türkiye Barolar Birliği her türlü katkıyı sunmaya hazırdır.

Cumhuriyetimizin Başkenti Ankara’nın paramparça edilmiş adliye binaları sorunu sadece biz hukukçuların ve vatandaşların sorunu değildir. Adaletin işleyişini inanılmaz zorlaştıran bu parçalanmışlık, adliyenin itibarına da zarar vermektedir. Sorunun bir türlü çözülmemesinin sebebi her neyse bir an önce Başkentimize yakışır şekilde giderilmelidir.

Ülkemizde kanuna göre son derece kısıtlı faaliyet alanına sahip olan yabancı avukatlık bürolarının örtülü yollardan faaliyet yasaklarını dolanmaları ve bazılarının büyük vergi kayıplarına neden olmaları önlenmelidir. Türk avukatlar için haksız rekabet teşkil eden bu durum, aynı zamanda Lozan Barış Antlaşmasında defettiğimiz adli kapitülasyonların dolaylı yollardan geri gelmesidir.

Değerli basın mensupları, sorunlarımız büyüktür. Ancak hepsinin çözümü vardır.

Karşılıklı anlayışla, hoşgörüyle, doğru iletişimle tüm sorunlarımızı çözebiliriz.

Önyargıları yıkabiliriz.

Ülkemizi el birliğiyle refaha taşıyacağımıza inanıyoruz.

Yeni adli yılın hepimiz için adil bir yıl olmasını diliyorum.

Katılımınız için hepinize ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılarımla.”

 

selyus