Ana Sayfa KÖŞE YAZILARI 21.06.2017 606 Görüntüleme

Bir Varmış Bir Yokmuş

DÜŞMANI UZAKTA ARAMA!

Artık ‘son üç dört yıldır’ diye başlayan cümleler yerine ‘son zamanlarda’ diyerek tanımlayabiliyorum gerek ülkede gerekse bölgede ve diğer kıtada gelişen hadiseleri. İtiraf etmeliyim ki, bu hadiseler hem yazmak için çok malzeme sunuyor insana hem de tam bir ifadeler dizisini sürdürürken yeni hadiseleri beraberinde getiriyor. Hal böyle olunca ben de sadece olan biteni gözlemleyip, tüm bunları çevremdekilerle yorumlayarak yetindim.

Her yeni gün yeni aksiyon serilerini getiriyor beraberinde. Ortadoğu’da Irak üzerinden başlayıp, Suriye ile körüklenen, sonrasında ise planlanan kıvılcım atışlarıyla bölgedeki diğer bazı ülkelerin de içine çekilmek istendiği ateş çemberinin etrafında yoğunlaşan olaylar zinciri bölgedeki tansiyonu yükseltmeye devam ediyor. Suriye konusunda Türkiye dışında hiçbir ülke ya da kuruluş samimi, yapıcı bir tutum sergilemiyor. Görülen o ki, Cenevre Müzakereleri gibi diğer girişimler de yalnızca konuşulduğu masanın etrafında kalmaya mahkum. NATO’nun bu konudaki pasif rolüne tekrar değinmeyeceğim. Zaten Suriye meselesi, Rusya ve ABD ilişkilerinin inişli çıkışlı seyri, başkan Trump’ın Brexit sürecine desteği sonrası ABD ile ilişkileri soğuk bir iklime giren AB’nin Trump yönetiminin diğer bir sert çıkışı olan Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararıyla daha da gerilmesi, ABD’nin Başkan Trump öncesi ve sonrası hamleleri, hatta Pentagon ile farklı hareket bile etmiş olmaları (bu da kendi iç meselelerini destekliyor), ABD’nin açık açık YPG’ye destek vererek bölgede terörün hakimiyet sınırlarına katkı sağlaması, bunu yaparken kendilerine ve işbirlikçilerine engel olan Türkiye üzerindeki niyetlerini deşifre etmiş olması, Trump’ın ilk yurtdışı ziyaretlerini Suudi Arabistan ve İsrail’e gerçekleştirmesinin ardından Katar’ın terör aktörü olarak gösterilmesi ve ülkeye uygulanan ambargolar asıl beklentileri gözler önüne seriyor. Durum böyleyken Suriye konusunda hangi müzakerelerin gerçekliğinden bahsedilebilir?

Yani Türkiye dışında Suriye meselesinin çözüme ulaşmasını isteyen yok. Çünkü Suriye sobadaki köz, eğer köz sönerse ateş olmaz.

Karşılaştığı her türlü engeli aşan Türkiye’nin bölgedeki terör örgütlerine yönelik kararlı müdahalesi ve kendi sınırlarının güvenliğini sağlaması yukarıda sıraladığım bazı ülke ve aralarındaki birliği rahatsız etmeye devam ediyor. Öyle ki Pkk terör örgütüne karşı tutum almak yerine örgüte kucak açan AB çeşitli yaptırımları bahane ederek iç işlerimize müdahale etme arzusunu sergilemekten çekinmiyor.

Türkiye raportörü Kati Piri’nin Salı günü AB Parlamentosu Dış İşleri Komisyonu’nda sunduğu ve Türkiye ile üyelik müzakerelerinin resmi olarak askıya alınmasını empoze eden Türkiye raporu da 14 vekilin çekimser kalmasıyla, 3 hayır oyuna karşın 51 evet oyu ile kabul edildi. Halâ Anayasa değişikliğimize yönelik hazımsızlık duyan AB, bu raporların Türkiye için caydırıcılığı olmadığının farkında elbette ama stratejisinde de ısrarlı olmak zorunda hissediyor kendini.

Tüm bu gelişmelerle meşgul olurken bir de içeride rahat durmayanlar var. Kısaca özetleyecek olursak, Chp milletvekili Enis Berberoğlu, geçtiğimiz günlerde Mit Tırları davasına göre görüntüleri Can Dündar’a servis ettiği için “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak” suçundan tutuklandı. İşin acı tarafı böylesi bir ihanete yönelik alınan yargı kararına karşı eylem yapılması. Ana muhalefet partisi Chp Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başı çektiği ve görünen o ki hazırlıkları B planı olarak önceden yapılmış izlenimini kuvvetli kılan sözde ‘adalet’ yürüyüşüne şahit oluyoruz. Yaklaşık bir hafta önce Kılıçdaroğlu ve partili bir grup katılımcı yürüyerek Maltepe Cezaevi’ne gitmek üzere Ankara’dan yola çıktı. Akıllara ziyan olan ise devlet sırlarını açığa çıkartan biri için yargıya karşı eylem yapılması. Bu eylemde de mesele adalet değil, emin olun. Asıl mesele içeride karışıklık çıkarmak, o da olmazsa dert değil onlara göre, çünkü dünyaya Türkiye’nin aleyhinde algı yayma gayesi gözlerini kör etmiş. Düşünsenize, Berberoğlu ya o yürüyüşten birisinin adını verirse? Sizce bu ihtimali düşününce bırakın Ankara’dan İstanbul’a yürümeyi Pensilvanya’ya bile yürümez mi öyle bir isim?

Dahası da var.. Hani boşuna dememiş büyüklerimiz, “düşmanı uzakta arama” diye.

TUĞBA ŞAHİN

@twooba ve @twoobaa

 

selyus