Ana Sayfa KÖŞE YAZILARI 17.04.2018 3616 Görüntüleme

Bir Varmış Bir Yokmuş

TABİ Kİ ABD SURİYE’DEN ÇEKİLMEYECEKTİ

Batının vicdanını ısındırmaya 214 kimyasal saldırı değil de 215. saldırı yetti, öyle mi? ABD, İngiltere ve Fransa’nın tek gayesi Suriye’de katliamı durdurmak, öyle mi dersiniz?

Suriye’de iç savaş başladığından beri sayısı çoktan 200’ü geçen kimyasal saldırılarıyla Doğu Guta’da muhaliflerin kontrolündeki Duma ilçesinde yaşam mücadelesi veren sivilleri adeta yok etmek için alçak girişim ve katliamlarına bir yenisini eklemeye devam eden Esed ve destekçileri, bununla aynı zamanda Astana’da başlayan, ardından Soçi ve İstanbul’da gerçekleştirilen görüşmelere zarar verme de hizmet ediyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi’nden iki gün sonra 7 Nisan günü Duma’da sivillere yönelik bir kimyasal saldırı daha gerçekleşti. Bu kez ABD, İngiltere ve Fransa güya kimyasal katliamı durdurmak amacıyla 14 Nisan’da (Miraç Kandili gecesi) Suriye’yi vurdu. Düşünsenize, daha birkaç gün öncesinde “Suriye’den çekileceğiz” diyen ABD’ye Suriye’de kalmak için bir neden ortaya çıktı ya da çıkarıldı! Tabi ki ABD, Suriye’den çekilmeyecekti, buna inanmadık, çünkü ABD’nin Suriye’den çekilmesi demek tüm planlarını, açık/kapalı tüm ittifaklarını çöpe atması demek olurdu.

Tam bu noktada ABD’nin BM daimi temsilcisi Nikki Haley’in açıklamalarını hatırlatmak isterim. Haley: “Suriye’den üç şeyi başarmadan çıkmayacağız. Kimyasal silah kullanımına izin vermeyeceğiz. Deaş’ın tamamen yenilmesi gerek ve İran’ın bölgeye hakim olmadığından emin olmalıyız.” Bu sözlerden anlıyoruz ki, ABD’nin İngiltere ve Fransa ile iş birliğini koruyarak Suriye’de kalması için sahaya tekrar Deaş sürülebilir, Esed tekrar kimyasal saldırı düzenleyebilir ve İran’a yönelik İsrail eliyle başlatılan tacizler daha ileri seviyelere taşınabilir. Tam da bunları yazarken son dakika haberi olarak gelen bir bilgi de bunu kanıtlar nitelikteydi: “Pentagon’un 2019 yılı Savunma Bütçesi’nde Suriye’de PYD/PKK’nın da dahil olduğu 60-65 bin kişilik güç için silah ve ekipman talep ettiği ortaya çıktı.” (Bu arada aynı Haley, Rusya’ya yönelik yeni yaptırımların da yolda olduğunu eklemeyi ihmal etmedi.)

Diğer taraftan Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “eğer Doğu Guta’daki kimyasal saldırı ve çatışmalardaki yoğunluk artmasaydı Türkiye’ye giderek Erdoğan, Putin ve Ruhani ile bir araya gelmeyi planlıyordum” ve “Suriye saldırısıyla Türkleri Ruslardan ayırdık. Türkler, kimyasal silahları kınadı” şeklindeki ifadelerine Dışişleri Bakanımız ve de Kremlin tarafından cevap gecikmedi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “Macron’dan bir Cumhurbaşkanına yakışır açıklama bekliyoruz. Yaptığı açıklamalar farklı ülkeler tarafından yalanlandı. Macron üçlü toplantıya dahil edilmeyince, gelmedi, bu durum Suriye’de kimyasal silahların kullanılmasından önceydi. Farklı düşüncelerimiz olabilir ama Rusya’yla ilişkilerimiz Macron’un sözleriyle bozulacak değil.” Kremlin sözcüsü Peskov: “Suriye’ye yönelik saldırı, Rusya ve Türkiye’yi birbirinden ayırmadı.

Macron’un açıklamaları Türkiye-Rusya ilişkilerine vermek istedikleri zararın itirafı gibiydi. Zaten İngiltere’deki ajan krizi bir kıvılcımdı, bunu daha önce yazmıştım, bunun devamında Rusya’ya ekonomik yaptırımlar geleceğini de tahmin etmemiz zor değildi. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı yardımcısı Sergey Ryabkov, ABD’nin Rus ekonomisine karşı açık bir saldırganlık sergilediğini Washington’ın yaptırımlarına karşılık vermeye yönelik yasa tasarısının da çok geçmeden kabul edileceğini belirtti. Burada dikkatten kaçırılmaması gereken nokta ise Ryabkov’un altını çizdiği üzere G20 ve BRICS ülkeleriyle ABD’nin yaptırımlarını konuşmaya devam etmeleri. Unutmayın ki, BRICS ülkeleri dünya nüfusunun %40’ını yine dünya ekonomisinin de %25’ini oluşturuyor. Tekrar Dışişleri Bakanlığımız ve Kremlin’in açıklamalarına dönecek olursak, ikili ilişkilerin bazı nüanslara rağmen sağduyu içerisinde devam ettiği ve her iki tarafın da ABD-İngiltere-Fransa ittifakının Suriye üzerinden hangi planlarını gerçeğe dönüştürmek üzere işletildiğinin bilincinde olduğunu tekrar görmüş bulunuyoruz. Son zamanlarda Rusya’ya yönelik iki farklı görüş hakim. Bazı uzman isimler Suriye’nin vurulması olayında Rusya’nın ABD tarafıyla gizli işbirliği içinde olduğunu savunurken, diğer bir kısım ise tam tersini düşünüyor. Benim şahsi görüşüm ise ikincisi yani gizli bir iş birliği olduğunu düşünmüyorum. Bence yazımın başından beri altını çizdiğim tarihlere ve zamanlamaya dikkat edilmeli, o zaman Esed’in şu anda tam olarak ne tarafa oynadığını görebiliriz.

16 Nisan’da İstanbul’da gerçekleştirilen Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vurguladığı noktalara dikkatinizi çekmek isterim. Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Kendi aramızdaki çatışmaları müslüman olarak kendimiz çözmüyoruz. İslam’ın dışındakiler bunu çözüyor. Onlara kalınca işte varil bombaları yağmaya başlıyor, bunun adı zaman zaman kimyasal silah oluyor. Geçmişte anlaşma yapılmış kimyasal silahlara karşı uluslararası kuruluşlar tavır koymalıymış. Neticesi ölüm olduktan sonra hangi silah olursa olsun suçtur. İslam, proje mahsulü teröristler üzerinden lekelenmeye çalışılıyor.” Erdoğan, sözlerin hedefi Fransa olduğu anlaşılıyor, geçmişte Cezayir’de katledilen milyonlarca insanı hatırlattı. Sanırım bu, Macron’a geçmişlerini gözden geçirmeye yeterince yardımcı olmuştur.

Olaylar yalnızca Ortadoğu, suriye ve Rusya üzerinden ısıtılmıyor. Diğer taraftan Ege’de de küçük sataşmalara rastlıyoruz. Son olarak yine 16 Nisan pazartesi günü Didim açıklarında kayalık bir alana Yunan bayrağı dikme girişimine müdahale edilerek bayrağın oradan kaldırılma haberini aldık. Konuyla alakalı olarak Başbakan Binali Yıldırım, Yunanistan’a yönelik “kendilerine provokasyondan uzak, komşuluk ilişkilerini sürdürmelerini tavsiye ediyoruz. Oldu bittilere, fiili durumlara gereken karşılığı vermeye hazırız.” Anlayacağınız bir taraftan yıpratmak isterken, diğer taraftan dikkat dağıtmaya son olarak da silah ve ekipman talebiyle yeni saldırılar için hazırlık yapmaya çalıştıkları ortada. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarının rolünü şimdi çok daha net görüyoruz. Onlar da güçlü Türkiye’yi görüyor ve planlarını her bozduğumuzda biraz daha sersemleşiyorlar, saldırganlaşıyorlar.

selyus